Kar Yağışı Normal, Klimatoloji ve Ekoloji Bilincinin Olmaması Anormal

Prof. Dr. İbrahim Ortaş,

Çukurova Üniversitesi

Kar yağışı ile birlikte yollarda araçların kalması, uçak

seferlerinin ertelenmesi veya geçici olarak iptal edilmesi bir anda sanki

daha önce hiç böyle bir şey yaşanmamış. 30 Ocak tarihli bir gazetemiz

“yüz yılın en soğuk kışı” adlı bir başlık atması ile

gazetelerin de meteoroloji eğitimi alan kişilere danışması gerektiği

görülüyor. Daha öncede aldığım notlarda 80’lı yıllar da olsa

gerek bir gazetenin başlığı “İstanbul’da kar yağdı 4 milyonluk

şehir maf oldu”. O zaman kentin nüfusu 4 milyon ve kar yağışı

sonrası hayat durma noktasına gelmişti. O zaman o gazetenin ne

denildiğini anlayamamıştım nerdeyse 30 yıl sonra nüfusu 15 milyon olan

şehir gerçekten yağan kar ve soğuk sonrası maf olmuş. Tabii o dönemde

bir ulusal TV kanalının o zaman Rusya üzerinden gelen Sibirya soğukları

ile yağan karı “Türk düşmanı kar” başlığını kullanmıştı.

İstanbul’daki kar yağışı sürecinde birçok gazetede gerek

başlıklar ve gerekse birikimli sandığımız yazarlarımızın yorumları

ise içler acısı. Basın kar yağışını ve soğuk olgusunu öyle bir

anlatıyor ki insanlar neden niçin den çok yaşanan zorlukları ve

yollarda kalan insanların serzenişlerini gündeme taşıyarak süreci

karatmaktadırlar.

Medyanın Ekoloji Konusuna Önem Vermelidir

Medyanın bu konudaki tutumu beklide kendiliğinde gelişiyor ancak daha

bilinçli olarak olup biteni abartmamak kaydı ile toplumu eğiterek

sürecin normal bir doğa olayı olduğunu belirtmeleri gerekir. Son

günlerde yağan kar yağışı belirli illerde termometrelerin -36 0C

dereceyi göstermesi ile başlayan kaygılar klimatoloji, ekoloji bilimi ve

tarihi bilgisi konusunda ne kadar yetersiz olduğumuzu gösteriyor.

Yıllardır yazılarını okuduğumuz bu yazarların toplumu eğitmek,

ufkunu açarak olup bitenin bilincine vardırmak yerine genel görünüm ile

geçiştirmelerini görünce gerçekten ekoloji konusunda ne denli yetersiz

olduğumuz görülüyor.

İklim ve Atmosfer Bilimine Önem Vermeliyiz

Ülkemizde iklim konusunda yaşanan gelişmeler konusunda son yıllarda

bazı TV kanallarında uzman meteorologlar bulunuyor ancak yine de en

doyurucu açıklama Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu ve Prof. Dr. Murat Türkeş

tarafından yapılmaktadır. Bilimsel olarak İTÜ ve Çanakkale Onsekiz

Mart Üniversitesi konu hakkında temel araştırma yapan öncü bilim

kuruluşlarımızdır. Diğer üniversitelerin de atmosfer bilimi ve iklim

değişimleri konularına ilgi göstermeleri ülkemiz bilimi açısından

yaralı olacaktır.

İklim Konusunda Tarih Bilincimiz Yetersiz

Genelde tarihi bilinci konusunda hafızamızın bütüncül bakma konusunda

da eksik olduğu görülüyor. Tarih bilincimiz de olmadığı için

geçmişte İstanbul boğazının donduğunu, belirli dönemlerde aşırı

yağışlar sonucu birçok ırmağın taştığını, yanar dağların

püskürmesi sonucu uzun süre güneş ışınlarının yer yüzeyine

ulaşamaması nedeniyle bitkisel üretimim gerçekleşmediği çok

bilinmiyor. Tarihteki birçok sosyo-ekonomik nedeninin ilkim ile doğrudan

ilişkili olduğunun bilinmesi önemlidir. Özellikle iklim değişimleri

sonrası tarımda yaşanan düşük tarımsal verimin önemli etkilerinin

olduğu çok az bilinmektedir.

İklim Değişimleri Kaçınılmaz

Doğanın bu konudaki gizemini (sırlarını) kısmen biliyoruz ancak konu

hakkında daha çok bilgiye gereksinim olduğu muhakkaktır. Günümüzde

iklim değişimleri ve bunun küresel etkileri konusu günümüz bilim

dünyasının en sıcak araştırma alanlarıdır. İklim değişimleri

konusunda doğrudan çalışan iklim bilimcileri matematiksel modeller ile

geçmiş bilgileri kullanarak olası senaryoları ortaya

çıkartmaktadırlar.

Sanayi devrimine kadar atmosferde 280 ppm olan CO2 miktarı bugün 386 ppm

düzeyine çıkmıştır. Beklenen iklim değişimlerinin yaşanacağı,

ülkemizin güney ve doğusunda yağışların azalacağı, bunun sonucunda

da yeni sosyo-ekonomik olguların yaşanacağının bilinmesi gerekir.

Tekrar kar ve fırtınalara dönecek olursak olayın bir sebep sonuç ilişkisi olduğu görülecektir. Olayın birkaç boyutu var:

1. Olay tamamen doğal bir sürecin sonucu oluşmaktadır. İstanbul’da

bugün kar yağmıyor. Geçmişte daha şiddetli kışlar yaşanmıştır.

Bu bölgenin doğasına uygun olarak yarın da kar yağar ve belirli

dönemlerde bundan daha şiddetlisi de yaşanabilir. İstanbul’un

klimatolojik verilerine bakılması durumunda, mutlaka geçmişte bundan

daha sert kışların olduğu görülecektir. Kaynağını ve tarihini

hatırlayamadım ancak rivayet o dur ki bir zamanlar İstanbul boğazının

buz tutuğu ve insanların karşıdan karşıya yürüyerek geçtiği

yönündedir.

Büyüdüğüm köydeki yaşlı dedeler, yerleşik hayata geçmeden

çadırlarda yaşadıklarını ve kışın boyunca kar yağdığını ve

günlerce çadırlarda aç-susuz zaman zaman uykusuz günler geçirdiklerini

belirtmişlerdi. O dönemlerde yüzlerce hayvanın telef olduğunu

anlatımlarından hatırlıyorum. Çocukluğumda kaldığımız tek katlı

topraklı evde 1967-68’lı yıllarda yağan karın evin boyunu

aştığını ve iki gün hayvanları dışarı çıkartamadığımızı

hayvanlara kar suyunu içirttiğimizi hatırlıyorum. Bütün bunların

anlamı geçmişte bu tür zorlu kışların yaşandığını ve ileride de

daha şiddetli doğa olayları ile karşılaşabiliriz. Çünkü doğanın

kendine özgü işleyiş mekanizması vardır. Doğa ile bilek güreşine

girmek bugünkü bilgi birikimiz ile mümkün değildir.

2. Olayın bir diğer sorunu kentlerin yönetimi ile ilgilidir. Mega

kentleri yöneten yöneticilerin ve ekibinin olaylar hakkında öngörülü

ve bilgili olmasıdır. Bir şehrin alt yapısı yanında planlanmasının

net olması gerekir. Bu karın bizden önce Avrupa’nın bir ülkesinde

daha etkili yağdığı ancak bizdeki gibi bir anda şehrin teslim

olmadığı görülüyor. Japonya’da yansıyan görüntüler araçların

boylarının birkaç katı kalınlığındaki kar yığınları arasında

yolların açık tutulduğu görüntüleniyor. Gelişmiş ülkelerde her

durumda alternatif yaklaşımları var. Çok önceden öngörülü olarak

sokak ve caddeleri geniş tutulmuş. Trafiğin nasıl tahliye edileceği

biliniyor. Bizdeki gibi, (bir kaç yıl önce İstanbul Tem otoyolunda) bir

Tır’ın yoldan çıkması ile yaşanan trafik kazası ile 24 saat boyunca

yolun kapanması sonucu binlerce insan arabalarını bırakıp canını

kurtarması olayı yaşanmamaktadır. Peki, bunun sebebi kim? Tır

şoförü, arabasını trafikte donmamak için bir yerlere sığınan

vatandaş mı yoksa trafikten belki de hiç anlamayan ancak benim adamım

diye göreve getirtilen sorumlu kişiler mi? Yoksa bu görevlendirmeyi yapan

belediye başkanımı? Yoksa bir bütün olarak sistemimiz mi? Belki de

hepsinin/hepimizin sorumluluğu vardır.

Yakın geçmişte dünyanın küresel iklim değişiminin ileride ısınma

ile sonuçlanacağı sık sık gündem geliyor. Küresel ısınma

beklenirken bir anda şiddetli kar ve soğuk kafalarda kuşku yaratı.

Bugünlerde basına yansıyan haber ve görüntülerde bütün Avrupa’da

son 40-50 yıldır görülmemiş çok şiddetli bir kış yaşanıyor.

Avrupa’da yaklaşık 500 kişi soğuklardan hayatını kaybetti. Ancak

Avrupa’nın alt yapısı ve çabuk organize olmaları nedeniyle bizim

kadar sorun yaşanmamaktadır. Ne yazık ki soğuklardan ölenlerin

çoğunluğu evsizlerden oluşmaktadır.

3. Olaylara bütünsel bakmak gerekir. Küresel iklim değişimi sürecinin

gerek doğal sürece uygun olsun ve gerek insan eli ile yaratılsın iklimde

değişimler yaşanacak ve dünyanın değişik bölgelerinde farklı

yansımalar görülecektir. Doğal olarak olay bir bütün olarak ele

alındığı zaman tamamen sistemin doğru işenmemesini sağlamayan

yapının sorgulanması gerekir. Toplumsal suç ortaklığı içinde olup

bitenlerden kendisini sorumlu tutmayan sıradan insandan yetkiliye kadar

hepimizin bundan payı bulunmaktadır.

Bilmemiz gereken gelecekte de daha şiddetli kar yağışları yağacak,

iklim değişimlerinin etkileri ülkemizde farklı yansımalar

gösterecektir. Gelecekte iklim değişimlerine bağlı olarak geniş bir

coğrafyada su sorunu yaşanacak, bazı bölgelerde mevsimlerde önemli

derecede erken başlamalar görülecektir. Ancak en önemlisi bu bilgi ve

bilince uygun olarak başta iklim değişimlerinde yaşanacak sorunlara

hazırlıklı olmalıyız. Eğer bilinçle bugünden önlem alınmasa

ileride yaşacak daha aşırı kay yağışları, seller ve diğer doğal

fırtınalar neden olacak çok daha sorun yaşar dururuz.

Sonuç olarak kışın her alanda çok serte yaşandığı bugünlerde

küresel iklim değişimlerinin yaratacağı etkileri de düşünerek

eğitimizde bu konuları da işlememiz gerekir. İlk ve orta öğretimde

iklim bilimi, doğa ve tarım konusunun da müfredata alınması gelecekteki

nesillerinin bilinçli yaşamasına katkıda bulunacaktır. Ülkemizin

bulunduğu coğrafyada ileride iklim değişimlerine bağlı olarak belirli

bölgelerin daha az yağış alması sonucu yer yer kuraklar ve buna bağlı

olarak ekolojik değişimlerin yaşanacağı beklenmektedir. İklimde

yaşanacak değişimler doğrudan tarımın etkileyebileceğini öngörerek

iklim-tarım ilişkileri konusunda daha fazla bilimsel araştırma

yapılmalıdır. Tarım-toprak yönetiminin karbon dinamiği üzerindeki

etkileri ileri düzeyde araştırılmalıdır. Ülkenin bu konularda temel

araştırmalar yapacak bir birimlerin oluşturulması kaçınılmaz

görülüyor.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

16 − fourteen =